Leica M (typ 240)

Beklemek… Beklemek sözcüğünün ne ifade edebilir ki? “Otobüs beklemek”, “biz kızı beklemek” ya da konumuza daha yakın olan “sıra beklemek”. Leica M‘in tanıtılmasını iki yıl, siparişimin gelmesini dokuz ay beklemiş biri olarak beklemek sözcüğü bana çok farklı şeyleri çağrıştırıyor. Peki, Leica M beklemeye değdi mi? Buna yazının sonunda karar vermek daha doğru olacak.

İnceleme sözcüğünü pek sevmiyorum, çünkü birçok internet sitesinde inceleme adı altında teknik özellikler anlatılıyor. Ben size teknik özellikleri anlatmayı tercih etmiyorum. Size Leica M hakkındaki düşüncelerimden, Leica M ile beraber yaşadığımız anlardan bahsedeceğim. Bu nedenle yazıda pek fazla ürün fotoğrafına yer vermeyeceğim. Benden çok daha iyi ürün fotoğrafı çeken, hatta bunu Leica firması için yapmış kimseler var. Google Images‘tan dilediğiniz kadarını bulabilirsiniz.

Ürün hakkında konuşmadan önce biraz kendimden bahsetmek isterim: Fotoğraf çekmek ve seyahat etmek gibi iki güzel uğraşım var. Seyahat etmeyi, bilinçli olarak dünyayı keşfetmeyi seviyorum. Dünyanın öbür ucunda neler olduğunu, insanların neler yaptığını görmek hoşuma gidiyor. Bazen bu uğraşım tutku halini alıyor ve beni çok uzaklara sürüklüyor. Tıpkı geçenlerde olduğu gibi… 31 Mayıs 2013’te bir arkadaşımdan e-posta aldım ve ertesi gün hemen işlerimi ayarlayıp seyahatimi planladım. 7 Haziran 2013’te beni uzaklara götürecek uçağa bindim ve Türk Hava Yolları’nın yenilenmiş business class‘ını denedim. Keşfetmeyi bu denli sevdiğim için uçaktan iner inmez eşyalarımı otele bırakıp kendimi sokaklara attım. Diğer uğraşımı, fotoğraf çekmeyi ihmal ederek biraz yürüdüm ve Eppendorfer Landstrasse‘de 64 numaradaki dükkana ulaştım. Dükkanda e-posta ile haberleştiğim arkadaşımla karşılaştım, kendisinden benim fotoğrafımı çekmesini rica ettim. Sağ olsun, beni kırmadı:

Bir fotoğraf makinesi satın almak için İzmir’den Hamburg’a gitmek delilik gibi gelebilir. Ama ben öyle düşünmüyorum. Yaptığım seyahati mantıklı kılabilmek için birçok geçerli nedenim var. Nedenlerimi anlamak için ecnebilerin cost accounting dediği, bizim ise maliyet muhasebesi dediğimiz kavram hakkında bilgi sahibi olmakta yarar görüyorum.

Türkiye’deki Leica resmi dağıtıcısı olan Yalçınlar aracılığıyla Leica M satın alacak olsaydım %20 Özel Tüketim Vergisi ve %18 Katma Değer Vergisi dahil olmak üzere 7200 Euro ödemem gerekecekti. Oysaki İzmir’den Hamburg’a uçmak (1250 Euro), Hamburg’ta iki gece Hotel Atlantic Kempinski’de kalmak (500 Euro), Leica M satın almak (6200 Euro), cumartesi akşamı Fischereihafen Restaurant’ta güzel bir akşam yemeği yemek (100 Euro), Global Blue ile vergiyi geri almak (-850 Euro) ve yurda dönmek daha mantıklı bir seçim oldu.

Ayrıca Meister Camera‘nın ciddi bir satıcı olması, 26 Eylül 2012’de verdiği siparişimi hiçbir ön ödeme talep etmeden kabul etmesi, arkamda yüzlerce kişi beklerken siz ne kadar isterseniz fotoğraf makinenizi siz gelinceye kadar muhafaza ederiz demesi de düşüncemi etkiledi. Türkiye’deki vergi düzeni nedeniyle hem tüketicinin, hem de Yalçınlar’ın mağdur olduğu bir gerçek.

Kendimi tanıttıktan ve Meister Camera‘ya teşekkür ettikten sonra ürün hakkında konuşmak isterim: Leica, Leica M ile beraber sunumunda değişikliklere gitti. Bunlardan birisi slogan konusuydu. Leica M artık M for Milestone, yani M harfinin anlamı kilometre taşı olarak tanıtılıyor. Esası M for Messsucher [M harfi rangefinder’ı anlatıyor.] olan slogan Leica M9 tanıtılırken M for Meisterstück [M harfi başyapıtı anlatıyor.] olarak değişmişti. Böylece Leica M  ile sloganda köklü bir değişikliğe gidilmiş oldu.

Bir diğer değişiklik ise kutu tasarımında oldu. Önceki Leica M ailesi üyelerinin kutularına göre daha düzenli, daha kaliteli ve daha kullanılabilir bir kutu önümüze geliyor. Özellikle mıknatıs kullanılarak ön kapakların tutturulması hoş bir ayrıntı olmuş. Belgeler ve aksesuarlar için iki çekmeceye yer verilmiş. Kutu içerisinde yer alanları şu şekilde sayabiliriz:

  • Leica M gövdesi
  • Basılı belgeler: Kullanma kılavuzu, garanti belgesi, sertifikası ve çevrimiçi yardım kılavuzu
  • Şarj cihazı: Avrupa prizi ucu, ABD prizi ucu, araba çakmaklığı prizi ucu
  • Pil
  • Boyun askısı [Plastik ve kalitesiz]

Tasarım

Leica, Leica M ailesinin tasarımını haklı olarak pek değiştirmiyor. Her zaman ufak güncellemelerle gövde tasarımı yenileniyor. Genel olarak baktığımızda Leica M için boyutun büyüdüğünü söyleyebilirim. Leica M ailesi için ideal boyutun Leica MP boyutu olduğu konusunda çoğumuz hemfikiriz. Lakin dijital çağda zorunlu olarak boyutlar büyümek zorunda kalıyor. Buna rağmen Leica M boyut olarak oldukça ergonomik.

Önden baktığımızda Leica M9‘dan farklı olarak bakaç aydınlatma penceresi ve çerçeve seçme düğmesi bulunmuyor. Buna karşın odaklama düğmesi eklenmiş, Leica logosu ise daha büyük ve daha dikkat çekici. [Dikkat: Odaklama düğmesine basıyorum ama çalışmıyor diyorsanız lensi çıkartma düğmesine basıyor olabilirsiniz. Makinede ani bir hafifleme hissetmeden bu durumun farkına varmak elzemdir.]

Gövdenin arkasına baktığımızda ise esas farklılıkları görüyoruz: Daha büyük ekran, hoparlör, sağ tarafta yatay tekerlek, hot-shoe bağlantı noktası, live view düğmesi, ışık sensörü. INFO düğmesi de ok tuşlarının ortasına alınmış. Yeni tuş tasarımına alışmakta zorlandığımı söylesem yalan olmaz. Özellikle INFO ve MENU düğmeleri daha kolay ulaşılabilir bir yerde olabilirdi. Yatay tekerleği başarılı bulduğumu, fotoğraf makinesinin ergonomisine büyük yarar sağladığını söylemem gerekir.

Üstten baktığımızda baştan sona aynı düzeyde, basamaksız bir gövde görüyoruz. Leica M‘de video özelliği de bulunduğu için sol tarafta mikrofon, sağ tarafta video düğmesi bulunuyor.

Alt kapağa baktığımızda Leica M9‘a göre daha tok ve daha kibar olduğunu söyleyebilirim. SD card‘a denk gelen kısımın lastikle kaplı olmasını wi-fi destekli SD card‘ların kullanılabilmesi için olduğunu düşünüyorum.

Tasarımda dikkat çeken bir diğer nokta Leica M‘in USB bağlantı noktasına sahip olmaması. Bence yararlı bir güncelleme olmuş. USB bağlantı noktası pek bir işe yaramıyordu. Yazılım güncellemeleri SD card üzerinden yapılıyor. Diğer bağlanabilirlik özellikleri için Multifunctional Handgrip M satın alınabiliyor. GPS alıcısı da bu aksesuarın içinde mevcut. Leica M9‘a göre daha küçülmüş kontrol düğmelerinin sebebi Leica M‘in suya dayanıklı olması. Leica lensler dikkate alındığında bence gerekli bir özellik değildi. Hangimiz Noctilux ile yağmur altında çekim yapmayı düşünür ki?

Leica M tanıtıldıktan sonra hangi renginin daha güzel olduğu konusunda uzun uzun tartışmalar oldu. Sonuç itibariyle Avrupalılar gümüş rengini, ABD’liler siyah rengini daha güzel buluyor. Hangisinin daha güzel olduğu konusundaki tartışmalar bir sonuca bağlanamasa da siyah renginin daha az dikkat çektiği hemfikir olunan bir gerçek. Tahmin edilenin aksine tarihteki ilk Leica logolu ürünler siyah renkti. Gümüş renk seçeneği ise Leica M9‘un çelik renginden farklı olarak chrome renginde.

Kullanım

Ekran ne için var?

Tekdüze anlatımı pek sevmiyorum. Okuyucu için de, yazar için de sıkıcı oluyor. Bir noktadan sonra “bitse de gitsek” hissine neden oluyor. Biraz tekdüzelikten çıkmak adına seyahat etme uğraşım hakkında konuşmak isterim: Seyahat etmeye karar verdikten sonra sıkı bir araştırma dönemi başlar. Yurtdışında sevmediğim şey bir dönerci bulup döner yemektir. En sevmediğim şey ise McDonald’s’ta hamburger yemektir. Eğer ki binlerce kilometre uzağa gitmeyi göze aldıysam farklı şeyler tatmalıyımdır. Bunun için mutlaka bir akşam yemeğimi güzel bir restaurant‘ta yerim. Michelin Yıldızı’na sahip olmasını şart koşmam ama Michelin Yıldızı alabilecek düzeyde olmasına özen gösteririm. [Michelin Yıldızı’na sahip onlarca vasat restaurant var. Sonuç: Bir sonraki yıl yıldızlarını kaybettiler.] Genel olarak steakhouse kavramındaki restaurant‘lardan uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü steakhouse konusu Michelin Yıldızı almaktan daha zor bir konu. Bir şef aynı yemeği bir sene sonra da benzer lezzetle sunabilir ama ızgaranın başındaki kimse aynı steak‘i bir sene sonra benzer lezzetle sunamaz. Zaten sunarsa efsane olur, ünü yedi cihana yayılır. Dry-aged bir steak‘i pişirmek ustalık ister. Tercihen orta, olmadı orta-iyi düzeyde pişirmek gerekir. Bunu yaparken de yüksek sıcaklıktaki ateşle steak‘i ne yakmak, ne de çiğ bırakmak; tam kararında pişebilmek önemlidir. Dry-aged steak‘ler yoğunlaşmış olduğu için ateşte azcık daha fazla kalsa bile kurumaya başlar, tatsızlaşır. Leica da dry-aged steak‘leri iyi pişiren bir usta gibi yenilik ile geleneğin dengesini iyi kuruyor. Son zamanlarda tüketici elektroniğinde iPhone ile başlamış ve bir çılgınlık halini almış dokunmatik ekran furyası var. Bu akım fotoğraf makinelerini de esir aldı ve hemen hemen her üretici mutlaka dokunmatik ekranlı bir ürün piyasaya sürdü. Leica‘nın da bu akıma kapılmasından korkuyordum. Neyse ki bizim steak‘ler yanmadı.

Önceki Leica M ailesinin üyelerinin eleştirilen yönlerinden birisi LCD ekranı ve menü arayüzüydü. Leica M ile LCD ekranın çözünürlüğü de, boyutu da arttırılmış ve çok iyi olmuş. Leica M8’de ve Leica M9’da çektiğiniz fotoğrafı LCD ekranda görmek kullanıcıları tatmin etmiyordu. Menü arayüzünde de düzenlemeler yapılmış, daha işlevsel hale getirilmiş. Buna rağmen MENU, SET ve INFO düğmelerinin yeteri kadar iyi işlev gördüğünü düşünmüyorum. Örneğin bir fotoğrafı silmek istediğinizde DELETE düğmesine bastıktan sonra silmenin gerçekleşmesi için SET düğmesini kullanmanız gerekiyor. Olur da sezgisel olarak INFO düğmesini kullanırsanız işe yaramadığını göreceksiniz. Düğmelere, özellikle de INFO düğmesine alışmak biraz zaman alıyor.

Leica‘nın daha yüksek çözünürlükte ekran sunması, ışık sensörü eklemesi, su terazisi işlevi eklemesi ve bunların yanında dokunmatik olan şeylerden uzak durması Leica‘nın hedef kitlesinin istedikleriydi. Tam anlamıyla gerçekleşti diyebiliriz. Su terazisi işlevinin menüde uzun bir yolculukla mümkün olduğunu da belirtmem lazım.

Tercihe göre: Klasik ya da elektronik

Leica M ailesinin değişmez özelliği, adından da anlaşılacağı üzere bir rangefinder olması oldu. Leica, Leica M‘de biraz daha yeniliklere ayak uydurabilmek adına rangefinder özelliği yanına live view özelliğini de ekledi. Artık Leica sahipleri de bas-çek fotoğraf makinesi sahipleri gibi basıp çekebilecekti. Hatta yeni moda elektronik bakaç bile kullanabileceklerdi.

Yaşadığımız mavi gezegenin değişmez özelliği ise barındırdığı her güzelin bir kusura sahip olması. Leica M‘in live view özelliği çağa uyum sağlamak adına güzeldir ama bu güzelin kusuru pil ömrü oluyor. Leica M, Leica M9‘un iki katı kapasitede bir pile sahip olsa da live view‘in müsrifliğine söylenecek pek söz yok. Klasik bakaç ile kullanıldığında 2000 poza kadar ulaşabilen pil ömrü live view ile 300 pozdan sonra uyarı vermeye başlıyor.

Klasik bakaç açısından konuşmamız gerekirse Leica kendisinden bekleneni yaptı ve LED aydınlatmalı çerçeve kenarlarını kullandı. Leica M9 Titanium sahipleri bu özelliği hatırlayacaktır. [Sahiden bu yazıyı okuyan kaç Leica M9 Titanium sahibi var?] Kırmızı ya da beyaz renkte LED ışığını tercih etmek mümkün. Benim bu konudaki tercihim beyaz renkte LED ışığı oldu. Çünkü kırmızı renk LED ışığı oldukça göz alıcı ve fotoğraf çekerken kadraja odaklanmayı zorlaştırıyor. Ayrıca pozlama bilgileri de kırmızı renkte olduğundan bakaçtan baktığınızda kıpkırmızı bir görüntü sizi karşılıyor. Klasik bakaç teknik olarak Leica M9 ile aynı özelliklere sahip. 28mm altı ve 135mm üstü lensleri desteklemediğini belirtmem gerekir. 28mm altı lensler için ek bakaç ve ek dert satın almak gerekiyor.

Esas merak edilen husus, elektronik bakaç hakkında söylemem gereken ilk şey her bir harfe ek 60 USD vermemeniz gerektiği. Bu sözüm size ilk başta anlamsız gelebilir ama oysaki çoğumuz için çok şey ifade edecektir. Leica M elektronik bakaç olarak Leica EVF-2 modelini destekliyor. Leica EVF-2 elektronik bakaç Epson firması tarafından üretiliyor. Ne büyük tesadüf ki Epson, Olympus VF-2’yi de üretiyor. Leica EVF-2 ve Olympus VF-2 birebir aynı cihazlardır. Aralarındaki tek fark birisinin üzerinde LEICA yazması ve 300 USD daha pahalı olmasıdır. Bu durumda ilk sözümü hatırlamanızı rica ediyorum.

Leica M‘i elektronik bakaç ile kullanmak çoğu insana heyecan verici gelebilir. Odaklama yardımcısıyla fotoğraf çekmek çağı yakalamak adına olumlu bir gelişme. Hatta geniş açı ve telephoto için ek bakaca gerek duyulmaması da olumlu bir özelliği. Buna karşın elektronik bakaç hevesini aldığınızda Leica M‘i klasik bakaç ile kullanmak daha rahat ve kolay gelecektir. Bence elektronik bakaç deneyimi mutlaka yaşanmalı ama sürekli kullanımı konusunda klasik bakacın yerini alması olanaksız. Live view her ne kadar çekeceğiniz fotoğrafı görme imkanı sağlasa da perde mekanizması nedeniyle gecikme yaşandığını kabullenmek gerekir. Ayrıca elektronik bakaçta makinenin konumunu değiştirdiğinizde görüntünün sizin arkanızdan geldiğini ve live view‘in “banttan canlı yayın” tadında olduğunu belirtmek isterim. Elektronik bakacı gerçek zamanlı kullanabilmek için daha iyi işlemci ve ara belleğe ihtiyaç duyulduğu aşikar.

Odaklama

Bakaç tercihinize göre odaklama seçenekleri de değişmekte. Yanlış anlaşılmasın, hâlâ Leica M ailesinde otomatik odaklama yok, hiçbir zaman da olmayacak. Elimizdeki odaklama seçenekleri klasik bakaç kullanarak odaklama ve live view yardımıyla odaklama. Klasik bakaç kullanarak odaklamayı tüm Leica sahipleri biliyordur. İki şekil üst üste bindiğinde deklanşöre basarsanız net fotoğraf elde edersiniz. Unutulmamalıdır ki bu yöntemle net sonuçlar elde etmek için rangefinder kullanımında deneyimli olmanız gerekir.

Live view ile odaklamada kendi becerinize güvenerek sadece seçili alanı büyüterek odaklama yapabilirsiniz. Makinenin önündeki odaklama düğmesine bastığımızda ya da lensin odaklama halkasını hareket ettirdiğinizde otomatik olarak büyütmesini menüden tercih edebilirsiniz. x5 ya da x10 ölçeğinde büyütme de yatay tekerlekten ayarlanabiliyor.

Bir başka yöntemle focus peaking özelliği olan odaklama yardımcısını kullanarak kırmızı alanları net görmek istediğiniz alanlara denk getirmek suretiyle odaklama yapabilirsiniz. Ben focus peaking özelliğini beğendim ama yeteri kadar vurgulu olmadığını düşünüyorum. Sony’nin NEX ailesinde kullandığı focus peaking daha başarılıydı. Bu açıdan bence daha iyi olabilirdi.

Işık Ölçümü

Zorunlu seçmeli…

Leica M‘deki en büyük değişikliklerden birisi de ışık ölçüm yöntemlerinin seçilebilir olması. Her ne kadar seçilebilir sözcüğünü kullanmış olsam da bu seçim Leica‘nın size seçtikleri arasından oluyor. Öncelikle klasik bakaç kullanacaksanız sizin için ışık ölçüm yöntemleri açısından bir gelişme yok. Klasik bakaç tercih edenler ağırlıklı merkez ışık ölçümünü kullanmak zorunda. Leica M ailesinin huyunu suyunu bilmeyen birisi iseniz pozlama hataları yapabilirsiniz, çünkü ağırlıklı olarak merkezden gelen ışığa göre pozlama ayarlanıyor. Zamanla Leica M‘i tanırsanız nasıl bir poz elde edeceğinizi kestirebilir duruma geliyorsunuz ve zorlanmıyorsunuz. [Kime göre hangi zaman? Bence yarım gün kullansanız bile uyum sağlıyorsunuz.]

Klasik bakaçtan vazgeçer, live view özelliğini kullanırsanız sizin için Leica üç seçenek sunuyor: Advanced [gelişmiş] seçeneği altında sadece merkezi ölçen spot, merkez ağırlıklı ölçen center-weighted, her alanı ölçen multi-field seçilebiliyor. Center-weighted klasik bakaçtaki ışık ölçümüne benzer bir ölçüm sunuyor. Klasik bakaçtaki ışık ölçümüne alışıksanız center-weighted seçeneğini öneririm. Benim bu konudaki seçimim ise multi-field seçeneği. Eğer ki live view kullanılacaksa tüm alanların ışık ölçümünden yararlanmayı mantıklı buluyorum. Zaten klasik bakaç kullandığımda merkez ağırlıklı ışık ölçümü yapabiliyorum, aynı şeyi tekrar etmeye gerek yok.

Pozlama telafisi

Önceki Leica M ailesi üyelerinde pozlama telafisini ayarlamak tek sözcükle işkenceydi, ergonomiden uzaktı. Leica M‘de bu konu geliştirilmiş. +1 EV pozlama telafisi için menüde defalarca düğmelere basmayı tercih edenler için hâlâ o seçenek var. Hemen elinizin altında olan yatay tekerlek ile çok daha kolay olarak pozlama telafisi yapılabiliyor.

Deklanşör

Leica M ailesi için en popüler çekim mekanı sokaklardır. Sokakta birilerinin fotoğrafını çekerken şangır şungur gelen deklanşör sesini kimse istemez. Hatırlarsanız Leica M8 deklanşör sesi çok eleştirilmişti. Leica, Leica M8‘in deklanşör sesini sessiz hale getirmek için çeşitli çözümler, hatta Leica M8.2’yi sunmuştu. Leica M9‘da ise daha sessiz bir deklanşör sesi vardı. Leica M‘e geldiğimizde deklanşörün oldukça sessizleştiğini söyleyebilirim. Leica M9‘a göre çok daha sessiz bir deklanşör var.

Resim Kalitesi

Eskiden bir fotoğraf makinesi alacağımız zaman inceleme sitelerinin fotoğraf makinesi örneklerine bakardık ve bu örneklerin neticesinde karara varırdık. Ama Adobe çağında bu şekilde karar vermek hata oluyor. Fotoğraf paylaşım sitelerinde arama yaparak amatör kullanıcıların alınacak fotoğraf makinesiyle ilgili örneklerine bakmak daha güvenilir. Ben de Leica M‘in resim kalitesi üzerine konuşacakken bu tür örnekler üzerinden konuşacağım. Tüm ayarları standart olarak seçildiğinde Leica M‘in 1.1.0.2 sürümünün orijinal JPEG çıktısı üzerinde herhangi bir işlem yapılmadan çekilen fotoğrafları paylaşacağım. Meraklısı için Adobe Photoshop Lightroom ile DNG işlemesi yapılabildiğini söylemem gerekir.

Leica M tanıtıldığında birçok saygın (!) eleştirmen Leica’yı yerden yere vurmuştu. Neyse ki aynı topluluğa Leica M8’in tanıtımından aşinaydık. Leica M CCD sensör yerine CMOS sensör kullanmıştı ve insanlar -doğal olarak- CMOS sensörün ne derece başarılı olduğunu merak ediyorlardı. Bugünlerde içimizdeki merak neticeye kavuştu, saygın eleştirmenlerin ne kadar da haklı olduklarını anladık…

CCD sensör daha canlı, daha geleneksel film tadında görüntü sunuyordu. Buna rağmen pil düşmanı olması ve yüksek ISO değerlerinde adeta bocalaması herkes tarafından bilinen olumsuz yönleriydi. Her ne kadar video kaydı Leica ruhuna aykırı olsa da CCD sensörler video kaydı yapamıyordu. Tüm bu nedenlerden ötürü Leica M CMOS sensörlü olarak doğdu. Yeni sensörde kullanılan micro lens teknolojisi sayesinde geniş açılı lenslerin köşelerinde bozulma olmayacaktı.

Yapılan nitelikli ölçümler gösterdi ki Leica M, Leica M9’a göre +1 EV daha iyi dinamik aralık sunmakta. Her ne kadar Leica tarafından en yüksek ISO değeri ISO-800 olarak önerilse de yüksek ISO değerlerinde ISO-1250 gönül rahatlığıyla kullanılabilmekte. Zaten sahip olduğunuz lensin en az f/2.0 açıklıkta olacağı düşünüldüğünde yüksek ISO değerleri açısından sorun yaşamanız zordur.

Leica M + Leica Summilux-M 50mm ASPH | f/5.6 | 1/750 | ISO-200

Adobe Photoshop Lightroom ile DNG’den dönüştürülmüş hali

Leica M’in JPEG ve DNG çıktıları arasında gerek renk yönünden gerek de tonlama yönünden bariz fark bulunmakta. DNG çıktısının tonlama yönünden daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Yukarıdaki fotoğraftaki geminin lacivert gövdesinde JPEG ile DNG çıktıları arasındaki fark görülebilir.

Leica M + Leica Summilux-M 50mm ASPH | f/1.4 | 1/60 | ISO-500

ISO değerini hafifçe yükselttiğimizde, ISO-500’e çektiğimizde oldukça temiz sonuçlar elde edildiğini görüyoruz. Hatta Adobe Photoshop Lightroom ile DNG üzerinde işlem yapılırsa sonuç daha da keyif verici hale geliyor.

Leica M + Leica Summilux-M 50mm ASPH | f/4.0 | 1/3000 | ISO- 200

Peki gölgelerin bu kadar baskılanmasının işe yarayacağı bir durum yok mu? Elbette, yukarıdaki fotoğraftaki gibi durumlarda daha başarılı olunuyor. Eğer ki koyu tonlar tüm doğallığıyla kalsaydı ön plandaki adamı daha iyi seçerdik ve bu unsur fotoğrafta gözü rahatsız eden bir nesne olmasına yol açardı.

Leica M + Leica Summilux-M 50mm ASPH | f/1.4 | 1/45 | ISO- 2000

Adobe Photoshop Lightroom’da DNG üzerine auto tone yapılarak dönüştürülmüş hali

Yüksek ISO değerlerinde Leica M’in başarısı herkes tarafından merak edilen bir konuydu. Tecrübe edilenler ise şu şekilde: ISO-800 değerine kadar temiz çıktılar alınıyor. ISO-1250 değerinden itibaren kumlanma başlıyor ve ISO-2500 civarına kadar göz zevkini bozmadan devam ediyor. Bu aralıkta esas sorun JPEG çıktısının yukarıda değinilen tonlama sorunu. Adobe Photoshop Lightroom ile DNG üzerinden işlem yapılırsa bu sorun aşılıyor. Yukarıdaki iki fotoğraf arasındaki fark bu sorunu tanımlıyor. ISO-2500 değerinden itibaren gelen kumlama gözü rahatsız eden, can sıkıcı olan sonuçlara sebep oluyor. Eğer ki ISO-2500 en yüksek ISO değeri olarak ayarlanırsa Leica M’in yüksek ISO değerlerinde başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Video Kaydı

Pek elzem bir özellik değildi. Hele ki görüntü sabitleme özelliği olmayan bir makinede video kaydı hiç elzem bir özellik değil. Fikir vermesi amacıyla şu video izlenebilir:

ÖZET

Uzun soluklu bir inceleme olduğunun farkındayım. En güzel özelliklerimizden birisi için bu bölümü yazıyorum: Okumaktan sıkılmak…

Evet, millet olarak okumayı sevmiyoruz. Hemen sonuca ulaşmaya çalışıyoruz. Sonuca nasıl ve ne koşullarda ulaşıldığını bilmediğimiz için sonucun herkes için geçerli olduğunu sanıyoruz. Bu bölüm de tam bu amaca uygun yazıldı. Hatta daha kısa olarak ileride şu şekle getirmeyi planlıyorum:

Leica M almalı mıyım?

Hayır!

Sadece konuya bu açıdan bakan kimselere Leica M satın almayı önermiyorum. Çünkü onlar Leica M’in felsefesini ve ne amaca hizmet ettiğini hiçbir zaman anlayamayacaklardır. Benzer düşünce yapısında olan kişiler için yazılmamış, yazıyı okuyan kişiler için konuyu toplama amacıyla yazılmış özet kısmına geçelim:

+ Yatay tekerlek
+ LED aydınlatmalı çerçeve kenarları
+ LCD ekran
+ Live view
+ Deklanşör ses(sizliğ)i
+ Dinamik aralık
+ Yüksek ISO değerlerindeki performansı
+ SDXC card ve eye-fi card desteği
+ Pil ömrü (klasik bakaç ile 1500-2000 poz)

- INFO düğmesinin konumu
- Açılma süresinde gecikme (SDHC card ile 2-5 saniye – SDXC card ile 1 saniye)
- Elektronik bakaçta donma
- Focus peaking performansı
- JPEG çıktısı
- Gövdede görüntü sabitleme olmaması

SORU – CEVAP

Leica M hakkında sormak istediğiniz soruları hulusiunlu@yahoo.com e-posta adresine gönderebilirsiniz.

İsim ve e-posta bilgileri gizli kalmak üzere gelen sorular ve cevapları bu bölümde yer alacaktır.